Atlantis’den Gelen Çocuklar

Atlantis’den Gelen Çocuklar

Ekim 2, 2019 Kategorisiz 0

Atlantis'den Gelen Çocuklar

2-3 yaşına kadar normal bir çocuk azar azar kaybolup gitmesi, konuşurken kelimelerinin bitmesi, size sarılan kolların kapanması, gülen bir çocuğun gözünüze bakamayıp gülmeyi unutmasının açıklaması nedir acaba?

Bedenlerine Toprağın miras bıraktığı metal fazlası mı? yoksa dengesini kaybeden hormon ve enzim problemi mi?

Atlantis’ten geldiği söylenen bu çocuklar kral ya da prenses hastalığına mı kapıldılar, neden hayatlarına normal bir çocuk olarak başlayıp devamını getiremiyorlar. Onları koparıp uzaklara, kendi içindeki dünyaya götüren nedir?

Anlamsız gülüşleri neye, kulaklarını kapatıp durmadan etrafında dönme, elektronik aletler karşı abartılı merak, seçtikleri bazı eşyalara bağımlılıkları neden, oyuncak arabanın sadece tekerleğini çevirip gerisini yok saymaları neden?

Ya bulutlardan korkup, suyu çok sevmeleri?

İyi yüzücü değiller ama Atlantis’ten gelen çocuk bunlar. Yüzerken suyun altında kalma istekleri neden.

Antrenmansız 5 dakika su altında kalabilmek nasıl bir yetenektir.

30 yıldır ne teşhisler kondu, nasıl hipotezler üretildi, her dönemin umanları yeni hikayeler yazdılar.

X kromozomunda bozukluk, bazen anneden gelen bozuk bir gen, bazen de babaya bağladılar sorunu

Bağırsak florası, glüteni sorumlu tutup rejimler anlattılar. Kimi sabırla diyeti uygularken kimi dayanamadı yarıda bıraktı.

Bizler İnsani beklentiyle sosyal birey olmalarını isterken, onların hiç ilgisini çekmedi, parkta bile yalnız dünyasının görünmez oyuncaklarıyla oynadılar, ama yunuslara karşı enteresan ilgileri düşünmeye değer değil mi?

Biz insanlık ya da yaşayanlar alemi hep bir değişim ve dönüşüm içindeyiz. Öyle otizm deyip geçmeyin, bugün birçok başarılı şirketlerin genel müdürleri ya da bilişim sektörünün öncülerinin otizm belirtileri gösteriyor

Ama bu durum onları otistik yapmıyor

Hatta mucize doktor dizisindeki figürde, belirtiler gösterse de otizmli değildir.

Çünkü biz kolaycıyız, araştırma yapmak yerine etiket yapıştırmak daha pratiktir.

Aynı belirtilerin her birey için gösterdiği etki ve durum bireysel farklılıklarda gizlidir. Kız çocuklarında daha seyrek görülen bu durumun onlarda daha ağır seyretmesi neden.

Ne yazık ki otizm teşhisi konmuş birçok vaka otizmli değil, çocuk şizofrenisi ya da gelişimsel bozukluk içinde adı dahi konmamış sendromlar la karıştırılıyor.

Otizm konusu sadece psikiyatr lara ya da, özel eğitim personeline bırakılamayacak kadar karmaşık ve araştırılması gereken gelişimsel bir dizi sorunlar silsilesidir.

Tedavi etmeyen ilaçlar, haftada iki saat okul öncesi eğitim programlarını özel eğitim diye ailelere yedirmek havanda su dövmektir. Bunları uygulayanları eleştirmiyorum. Çünkü bize öğretilenler kadar bilebiliriz ve üniversitelerde salt doğru diye bu öğretiliyor.

Benim itirazım bu sendrom milli eğitimin insafına bırakılması, şu anki otizm konusundaki tüm yaklaşımlar otizmi tanımadan çocuğun dünyasına girmeden. Salt öğretmenlik yapmaya dayalı.

İşin vahimi otizm konusunda ailelerde yanlış yönlendirilip farklı beklentilere sokulmasıdır.

Otizmi elin on parmağında derecelendiriyorum, sol elindeki serce parmağın otizmin en ağır seviyede seyrettiği, sağ elinin serce parmağına giderken belirtiler azalırken hastalığın hafiflediğini görüyoruz.

Günümüzde genel olarak otizm vakalarının daha hafif seyrettiğini söyleyebilirim

Sorun belki de bizlerde otizmi ne kadar tanıyoruz, onların bizimle iletişim kurmada başarısız olduğunu söylesek de biz ne kadar başarılıyız.

Kısacası bu durumda ütopik bir şey söyleyeceğim, belki de yüz yıl sonra bugünün psikiyatrik hastalığı geleceğin yeni bir boyutu olacak. Sayı artsa da onları anlayan insan sayasıda artacak.

Bana göre otizm bir hastalıktan ziyade bir durumdur. Yani onu yok edemiyorsak.  Ne kadar eğitim rehabilitasyon uygularsak uygulayalım Çocuğun doğal gelişimi üzerine yeterince bir şey koyamıyorsak. Olduğu gibi kabullenmeliyiz. En azından yeni gerçekçi tedaviler bulunulana kadar.

Bu konuda yine kolayına kaçıp farklı gelişen ve dünyayı farklı algılayan bu çocukları kendimize benzetmeye çalışıyoruz.

Oysaki onlardaki üstün olabilecek durumları yine onların hayatını kolaylaştıracak usullerde eğitim verebilsek daha fazla yol alacağız.

Sorunun zihinsel değil sağlık sorununa bağlı semptom olabileceği benim akılla yakın geliyor, mesela enzim problemi.

Nasıl bazı Parkinson hastalarında beyne takılan pil ile çare bulunduysa, otizmli vakalarda da eksik ya da fazla olan alana müdahale ile gerçekçi çözümler bulunulacaktır.

Teknolojiye düşkün dediğimiz çocuklara hala özel eğitim merkezlerinde sıradan modası geçmiş defter kalem ya da okul öncesi eğitim programlarına dayalı oyun terapileri, duyu bütünleme adı altındaki yaklaşımlar yeterli olmayacaktır.

Oysaki interaktif eğitim programlar geliştirilmeli, kısacası eğitimlerinde teknoloji kullanılmalıdır. Amerika’da sadece otizmli çocuklar için 1500’den fazla interaktif eğitim programı varken, bizde bir tane olması ne kadar bilinçsiz ve geride olduğumuzu göstermez mi?

Halede bazı spor merkezlerinde çocuklara beden eğitimi yaptırarak tedavi olacakları algısı gülünç ve yanlıştır. Sporu aileyle birlikte yapsınlar.

Kısacası bu alan çok eksik ve boşlukta, maalesef çocuklarımız ve aileler alanı ranta dönüştüren kişilerin elinde oyalanıp istismar ediliyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir